Bu sayfayı sizlerden gelenlerle birlikte dolduracağız.
Ulaş ile tanışmamız ortak arkadaşlarımız ve hobilerimiz sayesinde oldu. Çok uzun bir tanışıklığımız olmadı belki ama beraber geçirdiğimiz vakitlerde çok iyi bir eş, çok iyi bir dost ve çok kaliteli bir insan olduğunu her zaman gösterdi. Seni tanımış olmaktan dolayı çok mutluyum. Fotoğrafların hikayesine gelirsek, Ulaş'ın kendi aramızdaki F1 oyununda o seneki şampiyonluğu kutlamak için toplanmıştık ve o günkü yarışı takip etmiştik beraber. Şimdi bu fotoğraflara tekrar baktığım zaman o güzel gülüşlü harika insanı ne kadar iyi hatırlayacağımı görüyorum. Işıklar içinde uyu arkadaşım
Can Sinirsiz
Ulaş beyi hiç tanımıyorum. Sizi hiç tanımıyorum. Tesadüf. Teyzemi GBM nedeniyle toprağa verişimizin 40.günü bugün. Allah size sabır versin, Ulaş beyin mekanı cennet olsun, nurlar içinde uyusun. Bir hastalıkla mücadele etmek başka ama tanı konduğu an sonu belli olan böyle habis bir şeyle yaşamak bambaşka bir savaş. Gittiği yerde huzurla dinlensin.
Büşra
Ulaş,
Bana “kardeşim” demeni özledim. Tutkuyla bir şeylerden bahsetmeni özledim. Her sohbetimizi, o kahkahalarını o kadar çok özledim ki! Beraber olduğumuz her dakikayı o kadar arıyorum ki... Bana hissettirmeden öğrettiğin her şey için, seninle olduğumuz her dakika bana yaşattığın o huzurlu ve mutlu anlar için çok teşekkür ederim. Bana en değerli arkadaşlığı yaşattığın için teşekkür ederim.
Çok uzun süre bir şey yazamadım. Çok karışık, çok derin, tarifsiz duygular... Sanırım yazıya, dile gelmeden önce biraz sindirilmesi gerekti ama nafile. Şimdi de bu yazı belki biraz fazla kişisel olabilir ama başka türlüsü dökülmüyor henüz dilimden. Bu kadar üzülüp bu kadar etkilendiğim bir şey daha olmamıştı; her şey anlamsızlaştı, resetlendi gibi.
Bizim biricik dostluğumuz ve anımız üzerinden —bence dostluğa dair yazılmış en güzel dizeleri— yazmışsın, İzel notlarında gösterdi:
“We don’t live the same nights,
We remember the same nights,
The cat fell into our ashes.”
Bu dizelerin sonrasında yazdıkların da beni haftalardır toparlanıp yazamadığım, boğazımda, kalbimde, midemde düğümlenen yerlerden vurdu. Benim en yakın, en güzel dostum... Hâlâ seninle paylaşmak, konuşmak istediğim o kadar çok şey var ki. Gerçekten yanında kendim olabildiğim çok nadir insanlardandın. İnsan pek az kişinin yanında böyle olabilir, hatta kimileri bunu hiç tatmaz. Buna öyle doğal izin verdin ki, o kadar naif bir arkadaşlıktı ki bu...
Berlin’de iki gün... O sabahki heyecanım; seni 9 yıl sonra görecektim. Havaalanına gidip karşıladım, sarıldık sıkı sıkı. İki gün boyunca biraları övdük. Her şey sanki kaldığımız yerden devam ediyordu, zamansız gibiydik. Seninle sushi yerken favori all-time NBA beşlerimizi yaptık. Bisiklete ilgimden bahsetmiştim; giderken yüze vuran rüzgârın bizi ne kadar özgür hissettirdiğinden... Hemen sevdin sen de ben anlatınca. Güzel güzel dinledin, hayal kurduk; yine bisikletlere binecektik. Aylardır her sabah bisiklete binerken rüzgâr yüzüme vuruyor; kulaklarımda senin playlist’lerin, kahkahaların... Seni düşünüyorum.
Ve bitecekti, biliyordum. Ayrılırken içimi yine adını koyamadığım, hep arkada bekleyen o sinsi hisse yenik düşüp saatlerce ağladım. Nereden bilecektim seni son görüşüm olacağını? Her gün böyle olacağımı?
Bana bir gün yaşlı insanlara duyduğun üzüntüden bahsetmiştin, konu Leibniz’e kadar gitmişti. Aklımın ucundan geçmeyecek erdemleri bana hatırlatırdı zihnin. Çok farkında, çok kendiliğinden bir yerden; hiç didaktik olma niyeti taşımadan... Bu doğallığına hayrandım. Nasıl bunları düşünecek kadar olgun, şefkatli, merhametli, derin ve naiftin... Henüz 20 yaşındaydık.
İzel bir notunu gönderdi, şöyle yazmışsın:
“An independent woman walking in middle-eastern streets of dust and wind. She lost something, she is miserable. Does not know why she is still alive. Needs to content herself of her own image in her head. Needs to understand everyone lies to themselves and that is okey. We all do our best. (am I Leibniz now?)”
Herkesin kırılganlığını, acılarını ve ayakta kalmak için sığındığı bütün küçük illüzyonları derin bir empati, anlayış ve olgunlukla anlamış, sindirmiştin. Zihnindeki o şefkatli ve felsefi derinliği bu kısacık soruyla özetlemişsin.
Binlerce insan tanırız; yüzlerce, onlarcasıyla beraberken yine de gözün, kalbin o bir kişiyi arar ya... "Sadece o olsa bile yeterdi" dersin. İnsanlar herkesle bir başkadır, herkese aynı kişi değildir. Kiminin yanında çok rahatsız, çok yapmacık hissederken; kiminin yanında kendine yaklaşırsın. Senden de bir parça olmuştur o; seni en iyi anlayan, en kolay derinleşip sonra yine yormadan öyle doğal, öyle organik yüzeye çıkaran... Her şeyi senin için kolaylaştıran biri.
Hayata bakışın o kadar detaylı ve çeşitliydi ki, seni her konuda arıyorum. Paylaşmak, konuşmak istediğim şeyler çoğalıyor ve aklımdan hiç çıkmıyorsun. Beni "ben" gibi hissettiren; beraberken hep o pozitif, uyumlu, naif duyguları hissettiren; beni gerçekten hem bana yaklaştıran hem de ben olduğum için seven iki üç kişiden biriydin.
Gidişinle de öğrettiğin birçok şey oldu. Yası öğrendim. İnsan sevdiğini hatırlar, yas tutarmış; sevilmeseydin unuturduk. Ne kadar çok insanın seni sevdiğini gördükçe daha da şanslı ve gururlu hissediyorum.
Seni gerçekten o kadar hatırlıyor, seviyor ve özlüyor olacağız ki... Yasımız hiç bitmeyecek.
Oktay Kibaroğlu
20 yıl olmuş tanışalı, nereden baksan 15 senesinde dostum, kardeşim dediğim, varlığının her saniyesinden keyif aldığım yeri dolmaz birisi oldun benim için. Üniversite yıllarında samsuna her gelişinde görüşeceğimiz için çok memnun, huzurlu olurdum. O yıllarda henüz arkadaşlığımız pekişirken fikrimiz olmayan bilimsel, felsefi konularda yaptığımız bitmek bilmeyen konuşmalar seninle ilgili en çekirdek anılarım olarak kalacak, İzel’in adını da ilk kez bu konuşmalarda hayranlıkla bahsedişin ile hatırlıyorum.
Seni her gün düşünüyorum her gün özlüyorum, sanırım birçok kişi de benzer hissediyordur, ne zaman düşünsem aklıma gülen yüzün, kendine has konuşman ve gülüşünün sesi geliyor. Seni düşündükçe, tekrar göremeyecek olmaya her seferinde tekrar tekrar inanamıyorum. Asistanlıkta yanına geleceğimi söylemek için aradığımda “Bu harika bir haber babuş” demeni, basket oynarken ellerinle topu isteyişini, bana ettiğin sempatik hakaretleri ve her şeyden önce gülüşünü aklımdan çıkartamıyorum.
Seni sanırım daha önceden tanımadığın en az 15-20 arkadaşımla tanıştırmışımdır. Yıllar boyunca herhangi bir ortamda herhangi bir arkadaşımla veya başka birisi ile gerçekten tartıştığın veya anlaşamadığın olmadı. Sen her zaman gülen ve gülerek konuşan, anlayışlı, muhabbeti çok güzel, çok sevilen birisin. Tüm arkadaşlarımın da seni çok sevdiğini, varlığından çok mutluluk duyduğunu biliyorum. Seni rahatsız etmek istemeseler de hepsi sürekli beni aradı ve seni sordu bu süreçte. Çünkü sen harika bir insan ve harika bir arkadaşsın. Sadece seninle konuşmaktan ve sadece seninle paylaşmaktan keyif aldığım konuların bu kadar çok olduğunu bilmiyordum. Bu konular ve çok özlediğim fikirlerin bir yana, evde buluşup hiçbir şey yapmamak bile çok keyifli ve huzurluydu, insanı rahat ve güzel hissettiren bir özelliğin vardı. Heyecanlı şekilde bir şeylerden bahsediyorsan hele ki o gün çok güzel geçerdi, sen heyecanlanıyorsan kesin buna değer bir şeydi.
Hastalık sürecinle ilgili başlangıçta yıkılmış olsam da sonraki bir buçuk senede her şeyin yolunda gittiğini ve gideceğini düşündüğüm için üzülüyorum. Yanında olamadığım veya bunu hissettiremediğim her an için çok üzgünüm. Her konuda fikrin doğruydu, en doğrusu İzel’di. Bu iki senede İzel görüp görülebilecek en iyi doktor, en iyi hasta yakını oldu, seninle geçirebileceğimiz iki sene daha kattı, minnettarım.
Seni çok seviyorum, her zaman çok seveceğim ve özleyeceğim, her zaman güzel gülüşünle hatırlayacağım. İyiki hayat bizi bir araya getirdi güler yüzlü güzel suratlı dostum, kardeşim. Babuş...
S. Ege Sarıkaya
Canım Ulaşım
Seninle ilgili sabahlara kadar yazabilirim. Ne kadar zor sensizlik, buna alışmak zorunda olmak.
Ulaşcım hep benim çocuklarından biriydi onu hiç yadırgamadık, hemencecik girdi aramıza o da bizi sevdi sahiplendi.
Beraber yaşadıgımız anlar öyle güzeldi ki öyle unutulmaz anılar bıraktın ki bize ,şimdi o anılarla avunmaya çalışıyoruz. Böyle olmasaydı daha neler yapardık, neler yaşardık diye düşünmeden yapamıyorum.
Hep pozitifti ulaşcım her konuda, hastalık sürecini bile öf demeden sabırla yaşadı.
İzelin bir doğum gününde bana bir küpe resmi attı.
"Annecim begendin mi izele alacagim şimdi" dedi.
"İzelin en büyük hediyesi sensin yavrum:ama küpelerde güzel" yazmışım.
"Çok tatlısın annecim asıl benim hediyemdir izoşum sizden bana hediye" yazdı.
Ulaşcım çok naif, tatlı, zeki, yakışıklı muhabbetinden hiç sıkılmadığımız biriydi. Çok güzel sevdi ulaşcım izelimi kırmadan, dökmeden, incitmeden. Bildiğim tanıdıgım en güzel çiftlerden biriydi İzel ve Ulaş.
Kızıma çok iyi bir eş, arkadaş, sevgili; çocuklarıma eşsiz bir abi... Kenan'la benim için asla unutamayacagımız bir evlat oldu.
Güzel cocugum yerin kalbimin en güzel köşesinde ve adın ben ölünceye kadar dualarımda olacak.
Seni hiç unutmayacagız, yattıgın yer nurla dolsun canım yavrum.
Şayan ÖZGÜR
Böyle bir şey yazmak çok tuhaf ve zor. Hastalık sürecinde seni sadece 2 kere görebildim ve o görüşlerimde o kadar iyi, pozitif ve enerjiktin ki hasta olduğuna inanamadığım gibi şu an yokluğuna da inanamıyorum. Hiç gerçekçi gelmiyor. Kabullenmekte çok güçlük çekiyorum. Bu söylediğim biraz üzücü geliyor kulağa belki ama hayatımda sandığımdan daha çok yer edindiğini ve ne kadar önemli olduğunu bu süreçte daha çok anladım. Belki her zaman çok sık görüşemedik zaman ve mekan farklılıklarından dolayı ama orada bir yerlerde var olduğunu bilmek ne kadar değerliymiş. İzmir’e geri geldiğimizden beri birçok yerde seni hatırlatacak bir şey var. Belki bu söylediğime yok ya o kadar da değil derdin bilsen ama aklıma gelmediğin en ufak bir gün yok. Her gün Ulaş artık yok düşüncesi zihnimde ve seni çok özlemek bir yana hayata olan kırılganlığımı ve güvensizliğimi de arttırdı yokluğun.
Seninle ilk tanıştığım gün 3 kişi pizzacıya gitmiştik. Orda cüzdanından İzel'in vesikalığını çıkarıp bu da benim minnoşum diyerek masaya koyman ve tanıştırman, İzel'i anlatırken resminin masada bize eşlik edişi hala aklımda. Hayatımda gördüğüm en tatlı ve romantik hareketlerden biriydi bu. Bunu o zaman ve hatta daha sonrasında da çok söylemiştim. Alt katımızda oturduğun dönem sık sık 3 kişi takılmamız, evden biri gibi oluşun, sen balçovadasın diye evlendiğimiz zaman önce balçovadan ev bakışımız, evlenme teklifimi organize edişin, oynadığımız her oyunu kazanman, bitmeyen film müzik dizi kültürün, evden çalıştığın dönemde beni kudurtuşun, Verstappen nedeniyle ettiğimiz kavgalar daha belki sayısız anımda yerin ve emeğin var.
Bana bestuşcum diye seslenişini, güzel saçlarını ve gülüşünü unutmayacağım. Seni tanımış olmaktan dolayı çok mutluyum iyi ki var oldun hayatımda. Seni hep çok özleyeceğim canım arkadaşım.
Beste Dila EREN
Nasıl nerden başlasam çok zor ama bu sayfaya girip arkadaşlarını görmek rutinim oldu gibi. Şimdi ben de yazıcam. Ben ulaşla 2.sınıfta depremden sonra tanıştım. Sınıfa geldi kocaelinden samsuna. O zamanlar daha ürkek birisi olduğunu hatırlıyorum. Kapalı alanlar basardı onu bazen. Yanılmıyorsam 4.sınıfta yakın arkadaşlığımıza başladık. İnsan ilkokulunu falan düşünmez genelde bu yaşlarda ama ben aylardır eski anılarda gezip deşip hatırlamaya çalışıyorum :) ortaokulda çok değişik bir ortama birlikte düştük ulaşla şimdi şimdi farkediyorum çok destek olduk birbirimize. Ulaşın dersle ilgisi olduğunu, dinlediğini, çalıştığını hiç hatırlamam ama düşük notu olduğunu da hatırlamam yarışmıyorduk da ama birbirimizi canlı tutuyorduk 🙂 lisede farklı şehirlerde hayatımız başlayınca ergenlik sancılarımız da tabi başladı. Bende ilk izlenimlerinden kaynaklı muhtemelen biraz anaç ve korumacı duygularım yüksekti arkadaşlığımızda Ulaş da dibini sıyırdı her şeyi her zaman çok sorgulardı canını yakacak kadar :) ara ara atlatıp bu kadar düşünmenin kimseye faydası yok derdim ama senin zaten olayın buymuş kanka çıkmışsın hepsinin içinden, bravo o zaman mümkün görünmüyodu. Sürekli farklı şehirlerde yaşayıp iletişimi sürdürmek çok zor özellikle hayatlara giren yeni insanların olduğu gençlik yıllarımızda ama biz sanırım 7 8 sene sürdürebildik bu şekilde samsuna gelir gelmez arardım. Ulaş biraz üşenirdi tabi mit araştırıyoken 100 sayfa çıktı almaya üşenmezdi ama denizliye gelmeye hep üşendi shhshs eskişehire gelerek atakum merkez seanslarını karşılamışımdır umarım, ben de çok üşengeçtim çok anlaşıyoduk bu konuda 😁 Çocukluğunda gençliğinde bu sorgulama biraz hırpalıyodu ama kadınlar erken olgunlaşıyordu ya güya ünide artık o bana mantıklı konuşmaya fikirler vermeye başlamıştı. Muhtemelen hayatıma da soktu yani mütemadiyen herşeyi sorguluyoruz olayları kendimizi. Yargılardı da söverdi de bi şekilde ama ona alınmazdın sanki iyiliğine gibi olurdu. Her dediği de çıkıyodu gibi 😒 Sonra da nasıl olduğunu bilmediğim şekilde yavaşça koptuk ama farkında olunmadık bi kopuştu. 2023 te aradım onu sanırım, erkek arkadaşımı arıyordum, o da ulaş, taam yanlış oldu e naber diyerek uzun konuştuğumuzu hatırlıyorum herşey aynı gibiydi zerre utanmadım aşko naber demekten :) ulaş sanırım yaptığı herşeyi güzelleştiren birisiydi bunu da doğallığı sağlıyordu. Çünkü kalbi temiz bir insandı kendime bile diyemem o kadar. Bu kadar insanın hayatında az da dursa çok da dursa bu kadar etkilemek de ne bilim herkesin yapabileceği şey değil. Tutup bizi yukardan izlediğine inanmıyorum ama sonuçta hiçbir şey vardan yok olmuyosa bazı frekanslarda paylaşımlarımız vardır belki. Burda olsaydın tartışırdık bunları ama artık herkes kendi kafasındaki ulaşla konuşacak gibi. Herkesin de kendi kaybı, beni 15 sene boyunca tanıyan birisi başka yoktu, takıldığımız insanlar değişiyodu ama biz birlikte kalmıştık, hayatımın bir bölümü de sanki onunla beraber tanımadığım bir yere gitti. Zaten görüşmemekle hiç görüşemiyo olmak çok farklı şeylermiş, sosyal medya görüşmüyoruz hissine izin vermiyo mutlu olduğunu gördükçe görüşüyor gibiymişiz meğer. Bir daha hiç görüşemeyeceğimiz bilmiyordum, farkında olmadığım yanında olamadığım heran için af diliyorum, her eşim ulaşı aradığımda seni bir daha arayamacak olmamın adaletsizliğini de umarım birgün çözeriz. Kaybetmesi çok zor birisiydin seni tanıyanlar için. Herkese sabır diliyorum.
Ekin YÜKSEL ÇALCALI
Sevgili Ulaşcığım,
Seninle İzel sayesinde tanışmıştık; sanıyorum 2012 ya da 2013’tü. O zamanlar insanlarla ilgili ilk izlenimlerim biraz bulanıktı gerçi ama yine de yeni tanıştığın insanlarla bir anda samimiyet kurmayan biri olduğunu sezinlemiştim. Okuduğun bölümü ve o zamanlar çalıştığın projeyi duyduğumda “oha ne zeki biri” diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Birlikte zaman geçirdikçe sadece o konuda değil kitaplardan, sinemadan, tarihten ve bilimden konuşurken ne kadar derin bir insan olduğunu da yavaş yavaş anlıyordum.
Bir gün otururken ben sana ve İzel’ o zamanlar yazdığım bir hikayeden bahsetmiştim, sen de hemen okuduğun ve bana yardımı olabilecek bir kitabı önermiştin. O kitabı okudum, ve dediğin gibi çok da faydasını gördüm.
Ama seni düşündüğümde aklıma gelen ilk şey derin sohbetin değil, ne kadar güleç ve esprili bir insan olduğun ki bu hem sende hem de İzel’de hep takdir ettiğim bir özelliktir. Bir gün Bornova’da binmemiz gereken otobüs o kadar gecikmişti ki bindiğimizde birbiriyle aynı kıyafeti giyen insanların tesadüfen arka arkaya oturduğunu görünce “zaman o kadar büküldü ki biz beklerken teyzenin gelecekti halleri de otobüse binmiş” demiştin hala aklıma geldikçe gülerim.
Velhasılı kelam çok cool bir insandın ve İzel’le tencere kapak gibi uyumlu bir çift olmanız bana geleceğe ve insanlığa dair umut veren bir gerçeklik olarak kaldı.
Sonra mezun olduk ve ben ülkeden ayrıldım. İnsan yeni bir ülkede yeniden bir hayat kurunca sanki arkada bıraktıkların bıraktığın gibi kaldı zannediyor; keyifleri yerinde, günlük uğraşlarıyla meşgul. Çünkü bu süreçte siz evlendiniz. Ben de uzaktan hayatınızı takip etmeye devam ettim. Birbirimize "Wow yaaa tebrikler arkadaşım, go go go inşallah" dediğimiz şeyler yaşandı. Ben de bütün fotoğraflarınızın altına yeni Facebook açmış bir dayı gibi yorum yazmaya devam ettim. Ama hayat herkes için devam ediyor; inişleriyle çıkışlarıyla.
Değişimine tanıklık edemediğin bir sevdiğinin yokluğunu nasıl karşılarsın ben onu senin haberini bir Instagram hikayesinde görünce öğrendim.
O günden birkaç gün sonra beğendiğin bir video karşıma çıktı; Hayko Cepkin “Yaşandı mı bilemedim” diyordu şarkıda.
Birbirlerimizin hayatlarından geçip gidiyoruz, dünyanın düzeni böyle. Ama dedim ya ben sizi bıraktığım halinizle hatırlıyorum. Benim için sen ve İzel hala aşırı cool bir hayat yaşıyorsunuz, hala bizi Hollanda’da ziyaret edeceksiniz. Sen Gaston’la beraber Max Verstappen’i izlerken ben İzel’le sohbet ediyor olacağım.
Hani şarkıda soruyor ya “yaşandı mı bilemedim” diye, ben biliyorum. Sen hem çok sevdin hem çok sevildin, hem de arkanda senin için de yaşayacak bir sürü insan bıraktın. Bu yaşanmış bir hayat değil de nedir?
Büşra YILMAZ
O kadar güzel bi kalemin varmış ki pek bilmediğim Ulaş katmanlarından sadece biri bu sanırım, sana bir şeyler yazmak daha da zorlaşıyor, yeterince zor değilmiş gibi bu olanlar. Biliyorsun yüzyüzede bıktırana kadar konuşabilirim ama böyle bir seçeneğimiz kalmadı. İnsanın aklına hep iyi anılar gelirmiş ya öyle oldu önce sonra deştim yok ya bozuştuğumuz da oluyodu, sonra bunların senin dürtsem de benle kavga etmediğin için olduğunu fark ettim yine naifliğin kazandı fazla fairplay.. Yeryüzünde senle ilgili kötü bir şey söyleyebilecek hiç kimse yok mesela önceden de yoktu buna eminim, acayip bir olay bu. He çok iyiyse cami yaptırsın iyisi de değil, kalbin iyi ama mantığın iyi, beynin iyi, empatin iyi, bazen karşında kendimizi her bakımdan yetersiz sandığımız oluyo ya.
20 yıldır bir gün bile değişmeyen bir düşüncem var, benim hayattaki en büyük şanslarımdan biriydin sen, bu şansın hepimiz için katlandığı nokta ise canımın başka bir içiyle olan bağınız oldu, aşkınız, sevginiz, evliliğiniz. İyi ki Ulaş & İzel olarak var oldunuz ailemiz kocaman oldu. İkinize de teşekkür ederim bize bu sevgiyi gösterdiğiniz için (bir de beni sevmeme ihtimalim yüksek olacak başka enişte ve yengelerle muhattap etmediğiniz için)
Spesifik anılara güç buldukça girip seni de kendimi de utandırıp sinir edeceğim ama en çok özlediğim şeylerden biri arada gülme krizlerinde çok tükürüklü gülmen, “tükürdün hayvann” dediğimde “e sen de tükürdün maağll demen”. Bi de lisede sinirlendiğinde ağzının içine içine söylediğin minik küfürler rüyalarımda yer alıyo genelde, zaten sesin de fısıltılı çıkamıyodu herkes duyuyodu biliyosun ezik hocalara küfrettiğin için de “soruşturma kapsamına girmedin” neyse ki.
Dile kolay 20 yıl diyoruz ya yaşlandıkça, sen benim 20 yıllık değil 20 yıldır dostummuşsun, artık dile de kolay değil ama kendimi bu yıllar için şanslı hissetmeye devam edicem hep. Seni çok seviyorum, çok özlüyorum koca kafalı kardeşim -yan sayfadaki güzel kız-
İrem ÇADIR
Ulaş’la ilgili aklımda kalan en güzel şeylerden biri, İzel ve Ulaş birlikteyken evin nasıl neşeyle dolduğuydu. Siz bir şeyler izlerken ikinizin de filme yorum yapması, kendi aranızda konuşup gülmeniz o kadar doğal ve tatlıydı ki, o kahkahalar evin bir parçası olmuştu sanki.
Birlikte mutfakta olduğunuz zamanlarda da Ulaş çok keyifli olurdu. Hele ortaya çıkan şeyi beğendiyse acayip tatlı ve komik tepkiler verirdi. Bir şeyin tadını gerçekten sevdiğinde öyle içten sevinirdi ki, onun o neşesine tanık olmak çok güzeldi.
Ulaş’ı düşündüğümde aklıma böyle anlar geliyor. Kahkahası, keyfi, sevdiği bir şey karşısındaki o içten mutluluğu… Günlük hayatın içinde küçük görünen ama şimdi Ulaş’ı hatırlarken insanın içini sıcacık yapan kimsede olmayan özellikleri vardı. Herkesi muhabbete dahil eden, birlikte zaman geçirmeyi çok doğal ve keyifli yapan harika özellikleri vardı.
Neşeli halinin yanında, Ulaş’ın insanın aklını kurcalayan konulara dair farklı perspektifler sunan, üzerine düşündüren yorumları da olurdu. Güçlü bir düşünce dünyası vardı.
Onu hep böyle, hayatın içindeki güzel anlara gerçekten sevinebilen haliyle hatırlayacağım...
Günseli GÜVEN
Merhaba ben Ahmet. Öncelikle Ulaş'a Allah'tan rahmet, sizlere baş sağlığı diliyorum. Ulaş'ın vefatını instada tesadüfen bir eğitim kurumunun taziye mesajıyla öğrendim. Ulaş ile 2000'lerin başında Azot Blokları'nda oturduğu mahalleden tanışırdık. Bu yıla kadar hiç görüşmedik. Belki de karşılaşsak beni hatırlamazdı. Yakın bir arkadaşlığımız ya da fazla bir muhabbetimiz olmadı ama tanırdık birbirimizi. Biz o yıllarda çokça arkadaşımızın olduğu bir grupla top oynardık ama o bize hiç katılmadı. Kendisi yakın arkadaşı Alper ve onun kardeşi ile birlikte mahalledeki sahada top oynarlardı. Ulaş'ın futbolu sevdiğini hatırlarım. Gri kramponları vardı. Bazen Azot blokları'nın önündeki taşlı yolda üç kişi top oynarlardı. Ulaş'ın yine o iki arkadaşıyla bisiklete çok sık bindiğini hatırlıyorum. Ona dair en iyi hatırladığım anı şuydu, bir gün tv'de Hugo ve Tolga abi programını izlerken Ulaş'ın yayına katıldığını gördüm ama onun olup olmadığına tam emin olamamıştım. Sonra mahallede onu görünce sen miydin katılan dedim. O da evet dedi. Peki hediye paketi yolladılar mı dedim. Evet yedim bitti bile demişti:)
Allah rahmet eylesin.
Ahmet
Ulaş'ı babası Mehmet ve annesi Saniye hanım vesilesi ile tanıyorum. Çok saygılı efendi olgun bir delikanlı. Rahatsızlığı bizi çok üzdü hep iyileşir ümidiyle bekledik. Vefatı ise dayanılmaz bir durum. Ailesine ve tüm sevenlerine sabırlar diliyorum.
Murat Ali ŞEN
Sevgili Ulaş,
Uzun zamandır beraber geçirdiğimiz zamanları düşünüyorum da, hayatımı değiştiren olayın temelindeki insanlardan biri sendin. 2013 senesi sonbaharı Viyana'ya inişimizle başlayan ve her anı eğlence ile dolu, beraber Pearl Jam - Black dinleyişimiz, dertlenişimiz, Kobe izleyip gülmemiz, Dota sevgimiz, sonra Eddie Vedder'a özenip Old Porter şarap alıp elimizde şişelerle gezmemiz ve belki de en önemlisi seninle güzel manzara bulup kahve sigara yapmamız. Seni hep hatırlayacağım kardeşim çünkü hayatımın en özel anlarında vardın.
Sana da söylemiştim, çok iyi adamsın ve mutluluğunu görmek beni çok mutlu ediyordu. Huzur içinde uyu. Gittiğin yeri de güzelleştireceğini biliyorum.
Salih GÜLER
not: Bu resmi bulabildiğime çok sevindim. Bunu çekince ne kadar çok eğlendiğimiz hala aklımda.
Ulaş'la uçaktan hemen önce tanıştım erasmusa gitmeden önce. Gittiğimizde yeni yerin yabancılığını beraber göğüsledik. Tek başına kaldığı oda da gece NBA izleyip bazen Eddie Vader dinleyerek sohbet ederdik. İtalya gezisinde en küçük iki şehirin (pisa ve venedik) turist rehberliğini yaptı. Gerçi Venedik'e çok çalışmamıştı. Erasmustaki bütün güzel anılarda ayrı bir yeri hep oldu. Ben de yeri ayrıdır. Hep ayrı olacak. Seviliyorsun kardeşim.
Oğuz Yüksel BİLGİÇ
Nereden nasıl başlayacağımı hiç bilmiyorum. Ancak benim anne ve babadan bir abim olmadı, böyle bir isteğim de hiçbir zaman olmadı. Yine de sen, bana bu hiç istemediğim ve dilemediğim şeyi o kadar iyi yaşattın ki; senin kardeşin olmaktan, senden "abim" diye bahsedebilmekten gurur duyuyorum. Bu bağın hiçbir zaman değişmeyeceğinin farkında olmak ise aşırı mutluluk verici.
Seninle beraber saatlerce Lakers'ın durumundan ve Verso'nun arabasındaki sorunlardan konuşmayı, PlayStation kafede oynadığımız FIFA maçlarını, evde genellikle bizi yendiğin masa oyunlarını ve beraber basketbol oynamayı gerçekten özlüyorum. Bazen seni yendiğimde çok keyfin kaçıyordu; ama bir dahaki oyunda ne yapıp edip beni ezip geçiyordun ve ardından da trash-talk'ları beraberinde getiriyordun.
Yediğimiz yemekleri ise tarif edemiyorum bile; senden sonra en çok kızdığım şeylerden biri de bu oldu. Meğer seninle en çok vakti evde yemek masasında geçirmişiz. Bütün fotoğraflarımızda ağızımız dolu. Şu an bile tatlı bir şey yerken ablamdan gizli bir kaşığı da sana vermek istiyorum. "Aman oğlum, ablana çaktırma" deyişin hala kulaklarımda yankılanıyor.
Keşke bu kadar erken olmasaydı ama sonuna kadar savaşı bir an olsun bırakmadığın için seninle sonsuz gurur duyuyorum abicim. "Abim şu an yattığı yerden FM oynarken çerez yiyor" düşüncesi zihnimden bir saniye bile çıkmadı. Bizi bu kadar çok sevip sahiplendiğin için sonsuz teşekkür ederim abisi. İyi ki varsın, iyi ki abimsin.
Mustafa Özgür ÖZGÜR
seni hem düşünmeyi hem düşünmemeyi çok fazla deniyorum canım abicim. zorlanıyorum yalan yok. her dakika evin içinde seni görücekmişim hissi hiç gitmiyor. bu 2 yılda seninle en çok vakit geçirebilen şanslı kişilerden biri bendim ama yine de yetmedi. ne zaman bi fotoğraf görsem neden daha çok vakit geçirmedim diye gözlerim doluyo. ben hep iyileştin sanmışım. kötü günlerimiz bitti, bu da böyle bi sınavdı geçti gitti diye kendimi kandırmışım hep. çok salakmışım diye üzülüyorum ama bir keresinde bana "bana hiç hasta gibi davranmıyosum yarocum teşekkür ederim" demiştin bir an bile olsa sana iyi gelebilmiş olmakla yetiniyorum şimdi. senle benim aramdaki bağın bi tarifi yok benim için. bu şekilde beni karşılıksız içten sevdiğin ve bana bunu her dakika hissettirdiğin için teşekkür ederim. ne olursa olsun beni desteklediğini bilmek, hep yanımda olacağını bilmenin rahatlığını kaybettiğim için üzgünüm. benim saçmalıklarıma ayak uydurmak için hiç yapmayacağın şeyleri yaptığın, benimle kültürparkta karga taklidi yaptığın :d, son 5 senedir her iyi günde, kötü günde, doğum günlerimde beni hiç yalnız bırakmadığın için teşekkür ederim. seninle izelden gizli patso yemek, evde boş boş tembellik yapmak ve benile dalga geçişlerine gülmek harikaydı. umarım başka bi hayatta yine seni güldürmeyi başarırım. güzel kokunu ve sana kocaman sarılmayı çok özlüyorum ve özleyeceğim.
Yaren ÖZGÜR
Hala aramızdan ayrıldığına inanamadığım bir noktadayım, beni gerçekten derinden üzdü. Hepimizin başı sağolsun. Şimdi siteyi görünce yıllığımızı açtım, onunla ilgili yazıları anıları gördükçe tekrar içimden ne kadar iyi, kibar ve hayat doluydu diye düşündüm, bir de utangaç olduğunu hatırlıyorum, her iyi sözümüze iki misliyle karşılık verirdi. El yazısıyla yazdığı yıllık yazısı da duruyormuş, fiziki bir anı olmasına sevindim kendi adıma. Aslında en çok o hayattayken bunları kendisine söylemeyi, hayat farklı ilerlese de aslında hep çok sevdiğim bir arkadaşım olarak kalacağını bilmesini isterdim ama hayat…
Çok güzel düşünmüşsün izel, seninle çok muhabbetimiz olmadı ama inanmazsın haberi aldıktan sonra rüyamda uçakta karşılaşıp ağlayarak sarılıyorduk, belki de o rüya en çok beni bu yazıyı yazmaya iten, buradan kucaklaşmak nasipmiş. Hep birbirinizi tamamladığınızı düşünmüştüm, anladığım kadarıyla öyleymiş de. Kendine çok iyi bak…
İrem-İzel-Ulaş, bu fotoğraf bizde hep böyle kalacak…
Sevgi ÇALIŞKAN AYVAZ
2012'den beri süren bu fotoğrafçılık deneyimde, kadrajımda olmayı kabul ettiğin için teşekkür ederim. Senin fotoğraflarını çekmemin bir sonu olacağını hiç tahmin etmezdim.
Hayat çizgilerimizin bu kadar yakın seyretmiş olmasına hala şaşırıyorum. Aynı şehirde doğum, aynı sebeple şehir değişikliği, aynı lise, aynı meslek ve yine aynı şehir.
Senin çizginin böyle erken bitmesi hiç adil değil.
Birçok insan, arkadaşı üzülmesin diye doğruları konuşmaktan kaçınır. Sen öyle değildin. Düşündüğünü doğrudan paylaşırdın ki bu senin düşüncelerine daha çok değer vermeme sebep oldu.
Hayatımdaki neredeyse her önemli ana şahit oldun ve hiçbir zaman benim için iyi olanı söylemekten çekinmedin. Duruşuna her zaman güvenebileceğim bir dost olduğun için teşekkür ederim.
Seninle konuşurken hep görüldüğümü, duyulduğumu hissettim. Öyle bir dosttun ki sevinci de hüznü de samimi bir şekilde paylaşırdın. Sevgini göstermekten hiç çekinmedin.
Buna örnek olarak, 17 Mart gününden, Utku, sen ve benim olduğumuz grup konuşmasından bir ekran görüntüsü koyuyorum buraya. Üçümüzün paylaştığı bu yakın dostluğu çok seviyorum. Utku ile birlikte buluşmayı önerip sonrasında "ama bensiz buluşursanız çok kızarım" demeni unutmuyorum. Şimdi sensiz buluşup seni anıyoruz dostum.
Büyük şeyleri kendine dert edinmiş, hayatı ve evreni anlamak için okuyan, izleyen ve yazan biriydin. Bir seferinde bira eşliğinde sonsuzluk üzerine konuştuğumuzu hatırlıyorum. Bu konularda yaptığımız sohbetleri çok özleyeceğim.
Yaşama sevgin o kadar güçlüydü ki etrafına bulaşırdı. Yanından ayrılırken kendimi hep iyi ve yaşama karşı daha motive hissettim. Özellikle de yemek yerken çok zevk alırdın. Bir seferinde öyle bir ıslak hamburger anlatımın vardı ki şimdi hatırlayınca bile ağzım sulanıyor.
Tam da tahmin ettiğin gibi seni, "insanı yükselten ve insanın içindeki iyiyi görebilen birisi" olarak anıyoruz.
Bunlar senin için yazdığım ilk satırlar değil ve son da olmayacak. Lise yıllığına yazdığım gibi, "oralarda bir yerlerde seni şikayet etmeden dinleyecek, derdine çözüm arayacak, yardım etmek için her şeyi yapacak birinin olduğunu bilmek güzel"di. Umarım aynı hissi sana yaşatabilmişimdir.
Alper DEMİR
Ulaş seninle yakından tanışma imkanımız olmadı, İzel ile fotoğraflarınızı gördüğümde hep ışıldayan iki yüz görüyordum. Bir de İzel'den acayip bir mizah anlayışınız olduğunu tahmin ediyorum:) bir araya hiç gelemedik ama gelsek ben sizinle çok gülerdim onu biliyorum.
Burada İzel'in ve diğer not bırakanların yazdıklarını okudum. Burada yazılan her not sonsuzluğa kadeh kaldırmak gibi.
Ben de buradayım, birbirinizin sevgisine şahit olmaya geldim. İyi ki varsınız !
İmren Oğuz
Merhabalar, oncelikle basiniz sagolsun. Sizinle tanismadik, ama ulasla hayatim kesismisti. Ben ulas ile 2013 senesinde brno da erasmus yaptim. Birlikte gecirdigimiz 6 ayda beraber aksam yemekleri de yedik, yeni yerler de gezdik. Kendisi cok cana yakin, samimi bir arkadasimdi. Sonraki surecte cok konusamadik, hayatlarimiz farkli akti ama Ulas'i hep olumlu hatirliyorum. Erasmustaki yurt binasinda da cok kaynatmisizdir. Muhabbeti guzel bir cocuktu, dinler ve yerinde esprisini yapardi.
Bir hakkim oldugumu sanmiyorum, ama varsa da helal olsun.
Huzurla uyu arkadasim,
Anil Kivilcim Eray
Beni zamansızlık kavramıyla derinden tanıştıran, hayatta en olmayacağını düşündüğüm şeylerin nasıl da pat diye başımıza geleceğini gösteren, her şeye rağmen kalbimde gülümsemesiyle umut yeşerten canım kankim. O kadar gerçek dışı ki fiziksel olarak burada olmaman yok sayarsam belki gerçekten yok olur gibi. Bir gün izmire geldiğimde sen evinde olacaksın gibi. Atlasın yetişkinliğinde nasıl yakışıklı ve efsane biri olabileceğiyle ilgili çok inandırıcı hayalleri hep beraber kurabilecekmişiz gibi. Seni çok özlüyorum. Burunda tütmek böyle oluyormuş. Bazen seninle aynı yerde saatlerce oturup bira içip konuşabilmek için nelerden vazgeçebilirdim diye düşünürken buluyorum kendimi. Hayatın akışında yok sayamadığım tek varlık senin yokluğun oluyor. Özleminin artması bir yana sana ulaşamayacak olmak da kalbimi fena yapıyor. Nedense bu nadir ve çözümü olmayan hastalığı yeneceğimizi düşünmüştüm. Zor ama hallederiz sanmıştım. Şimdi seninle kurduğumuz her hayali sensiz başarmak zorundayım. Her seferinde senin için de başarmak zorundayım. Yazlık bahçemde ilk biramı sana kaldıracağım. Keyifle yediğim her yemekte senin için doyacağım. Yaptığım güzel şeylerde kendimi senin için de tebrik edeceğim. Nasıl da başardın ama bestuşum diyeceğim. Elimden gelen her an hayatta en sevdiğin izelinin yanında olacağım. Seni kaybettiğim için üzülüyorum ama tanıdığım için o kadar şanslıyım ki. İyi ki benim hayatımdaydın. Şimdi bu frekanstan el sallıyoruz oğlumla sana. Biliyorum görüyorsun.
Beste TAKIŞ
Ulaş ve ben - siz hepiniz!
Belki onlarca farklı sahada yüzlerce kez basket oynadık seninle. Tanışmamız da basketbol aracılığıyla olmuştu. Lisede gün sonunda bizim servis üst dönemleri beklediği için boş vaktimiz olurdu. Sen bizim serviste değildin ama seni de yol üzerinde bırakabiliyorduk, o yüzden kalıp basket oynardın. İlk zamanlarda şöyle düşündüğümü hatırlıyorum; "benden çok basketbol bilgisi var ama nasıl oluyorsa oynamayı bilmiyor". Tabi zaman içinde güçlendin, şutunu ve pozisyon bilgini geliştirdin. All-around bir oyuncu oldun.
Az boğuşmadık seninle pota altında. Denk olduğumuz için genelde rakip takımlara düşerdik. Seninle oynadığım her maçtan zevk aldığımı hatırlıyorum. Mamba mentality'e uygun şekilde asla pes etmeyen, akıllıca oynayan ve takım oyunundan zevk alan bir tarzın vardı. İkimizin 3 veya 4 kişiye karşı oynadığı maçlar da hatırlıyorum. Tabi ne zaman HORSE oynasak, sol elimi senin kadar iyi kullanamadığımı bildiğin için ilk harekette sol turnike atmanı da unutmuyorum :)
Bu yaz basket oynarız diye konuşmuştuk ama olmadı. Tadında bıraktık diyelim.
Birlikte döktüğümüz her ter damlası için teşekkürler takım arkadaşım.
Alper DEMİR
Ulaşcım seni kaybetmek hepimizin hayatına farklı yerlerden çok dokundu. Seni çok özlüyorum, son 4-5 ay gerçekten zor geçti. Bir yandan seni kaybettikten sonra, son 2 yılda yaşadığımız zorluklar ayrı bir hayat çizgisi gibi gelmeye başladı. Önceki zamanları, o anıları daha net hatırlamaya başladım. Bu yazıyı da senle oturup anılarımızı konuşuyormuş gibi yazıverdim. Buna ihtiyacım varmış, senle sohbet etmeyi gerçekten özledim.
Senle sen İzelle sevgili olduktan sonra tanıştık. Eskişehir gezimizde seni daha çok tanıdığımı hatırlıyorum. Evinde kalmıştık bizi gezdirmiştin. Ukulele çaldığını hatırlıyorum bi, şimdi olsa performatif diye dalga geçerdim😅 Rahat bi enerjin var diye düşünmüştüm. Sohbet etmek keyifli, arkadaş olmayı çok iyi bilen çok çabuk başaran biriydin. Bu rahatlığı hep hissettim senle.
Eskişehirde çok ucuza çok güzel şeyler yemiştik. Senin yemek yemekten çok keyif alan biri olduğunu İzmire taşındıktan sonra da fark ettim. Bunu son aylara kadar da devam ettirmen beni çok mutlu ediyordu, iştahını kaybetmemen. Seninle kimyonlu mide ilacımı paylaşmayı özlüyorum.
Kaş ve Kelebekler tatilimiz aklımda. Grup aktivitelerinde takılmaktan keyif aldığım biri olduğunu da o zaman fark ettim. Hem uyumlu hem kendi kafasında, o andan maks verim alma odaklı birisin. Ve 2. kaş tatilimde de yanımdaydın, 30. yaşımı kutlamıştık. Kalabalık bir grup olarak tatile gitsem yine sen de gel çok isterdim.
Genelde herkesi anlamaya kabullenmeye yönelik bi tavrın var ama birine gıcık oldun mu seninle o kişiyi gömmek aşırı eğlenceli. İyi dedikodu yapıyodun kanki. Bunu özlüyorum.
“Selocum bu konuda ne düşünüyosun?” diye genellikle inanmadığın astroloji gibi konularda muhabbet açmanı özlüyorum. Astrolojiye inanmasan da benle hiç tartışmaya girmeden sohbet edebilen nadir erkolardasın. İzelle gıyabında “erko sonuçta ama erkolar arasında iyi bi erko” diye bahsettiğimiz oluyordu. Bir erkonun bu ikiliden alabileceği en iyi yorumlardan biridir:)
Bi kere “Verstappen de işi tekeline aldı, Tayyip gibi bişi oldu” dedim diye çok kızmıştın. Verstappene büyük bir hakaret gibi gelmişti sana, bunu hiç unutmuyorum hahshdhsha. Tutkuyla bağlı olduğun konularda hiç tavizin yok, bunu çok seviyorum seninle ilgili 🤍
İzmire taşındıktan sonraki kısım daha yoğun tabi, son 3 yılda dostum İzel’in en yakın dostu sen, benim de dostum oldun. Dosti.
Başımıza böyle bişey gelmeden önce bunu düşünmezdim, öyle duygusal değilim bilirsin ama şimdi geri dönüp bakınca senin İzel’in yanında, onun hep destek alacağı biri olduğunu görmek beni mutlu ediyor. Ortak sevdamız İzel konusunda bana güvenebileceğini bilmeni isterim.
Son 2 yılda haftasonları seninle vakit geçirmek hala çok eğlenceliydi, yeni kutu oyunu kuralları öğrenmeye çabaladın. ChatGPT trendlerini yakalamaya devam ettin, ChatGPT’nin gözünden sen fotosunu ekledim buraya. Son aylarda artık pek muhabbet edemesek de birlikte survivor izledik. O andan maks verim alma odağından hiç vazgeçmedin🤍
Seni böyle hep keyifli anılarla hatırlıyorum, hiç unutmayacağım da kesin. Şimdilik vedalaştık, bir sonraki hayatta yine görüşelim✌🏻
Selin TOPARLAK